içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Anlatmak Değil, Yaşatmak Gerek

Bir fikre varmak için bizi yola koyan şey nedir? Deneyim mi, yoksa anlatı mı?
Bu soruyu düşünerek ve sorgulayarak yürüdüğümde, önümde hep aynı hakikat duruyor:

Peki o zaman neden bu ilkeyi gerçek anlamda benimseyemiyoruz?
Neden yıllardır “yaşamak” yerine “anlatmayı” çoğaltıyor, anlatıyı büyütüyor ama yaşamın içine taşıyamıyoruz?

Bugün bakıyoruz: Kimimiz kurduğumuz gruplarda, odalarda, sosyal medya ağlarında adeta kitap niteliğinde bilgi sunuyor, uzun uzun anlatıyor. Söylüyor. Öğretiyor. Paylaşıyor.

Ama soruyorum:
Ve biz bunu ne kadar içselleştiriyoruz?

Bu noktada can-ı cümlemize açıkça şu soruyu yöneltmek istiyorum:

Eğer “anlatarak olmaz” diyorsanız, o hâlde bir soru daha kaçınılmazdır:

Lütfen bunu da siz yorumlayın.

Çünkü benim aklım almıyor:
Bunca yazarın, çizerin, pirin bu yol hakkında bu kadar bilinç sahibi olup, bu bilinci yaşam pratiğine dökememesi nasıl mümkün olabilir?

Oysa biz talipler olarak sizlerden fazla bir şey istemiyoruz.

Biz şunu söylüyoruz:

“Madem bu yolun yazarı, çizeri, ereni sizsiniz; madem çokça bilgiye ve birikime sahipsiniz… O hâlde gelin, üç beş canı bir araya getirin. Birlikte yaşamın nasıl olacağını gösterin. Etrafında toplanalım, cem olalım…”

Kimi buna Rıza Şehri der,
kimi komün yaşam der…

Ama adını ne koyarsak koyalım, mesele aynıdır:
Bu yol, topluca yaşanmadıkça tamam olmaz.

Biz “Haydi erenler… Bu dar kime yarar?” dedik.

Ve hâlâ bir ses duymayı bekliyoruz…
Hâlâ bekletilmekteyiz.

Aşk Olsun…

Aşk ola yüzünü hakikate çevirenlere.
Aşk ile Aleviliği mevkisiz, tabusuz, takiyyesiz yorumlayanlara.
Aşk ola Aleviliği yaşayıp yaşatanlara…

Nurcan Baybars Uğur (Nure)

Bu yazı 2149 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum