içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İç Cephe'nin Ardındaki Plan

Son yıllarda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin en sık kullandığı kavramlardan biri "İç Cephe" oldu. Neredeyse her önemli konuşmada Türkiye'nin iç cephesinin güçlendirilmesinden, milli birlikten ve ortak hareket etme zorunluluğundan söz ediliyor.

İlk bakışta bu söylem kulağa oldukça normal geliyor. Sonuçta her ülke kendi iç barışını ve toplumsal birliğini korumak ister. Ancak siyaset yalnızca söylenen sözlerden değil, o sözlerin hangi koşullarda söylendiğinden de anlaşılır.

Benim dikkat çekmek istediğim nokta tam da burada başlıyor.

Çünkü bugün Türkiye'de "İç Cephe" söyleminin neden bu kadar yoğun şekilde gündeme getirildiğini sorgulamak gerekiyor.

AKP ve MHP ittifakı uzun yıldır birlikte ülkeyi yönetiyor. Ancak bu süreç içerisinde Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı sorunlar da giderek büyüdü. Ekonomik kriz derinleşti. Enflasyon milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkiledi. Emekliler, işçiler ve dar gelirli kesimler her geçen gün daha fazla geçim sıkıntısı yaşamaya başladı.

Bunun yanında demokrasi ve hukuk alanında da ciddi tartışmalar ortaya çıktı. Gazeteciler tutuklandı, belediye başkanları görevden alındı, kayyım uygulamaları sıradanlaştı. Muhalefet partileri üzerindeki baskılar arttı. Mahkemelerin bağımsızlığı konusunda toplumun önemli bir bölümünde güvensizlik oluştu. Kuvvetler ayrılığı ilkesi giderek zayıfladı. Birçok yurttaş artık adalet sisteminin siyasi etkilerden bağımsız çalışıp çalışmadığını sorguluyor.

Bütün bunların sonucunda AKP-MHP iktidarı geçmiş yıllardaki toplumsal desteğinin önemli bir bölümünü kaybetti.

İşte tam da bu nedenle ben "İç Cephe" söylemini yalnızca bir birlik çağrısı olarak görmüyorum.

Çünkü siyasette hiçbir iktidar gücünü kaybettiği dönemlerde tesadüfen yeni söylemler üretmez.

Bugün AKP ve MHP'nin önündeki en büyük sorunlardan biri, mevcut oy oranlarıyla geleceği nasıl garanti altına alacaklarıdır. Normal siyasi koşullarda tek başına seçime girecek bir AKP-MHP ittifakının geçmişteki kadar rahat sonuç alması oldukça zor görünmektedir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye'de çok daha geniş bir siyasi blok oluşturulmaya çalışılabileceğini düşünüyorum.

Burada CHP'de yaşanan gelişmeler kritik önem taşıyor.

Uzun süredir CHP içerisinde yaşanan tartışmalar sıradan bir parti içi çekişmenin ötesine geçmiş durumda. Eğer CHP içerisinde yaşanan liderlik krizi kalıcı hale gelir ve parti iki farklı siyasi çizgiye ayrılırsa, Türkiye siyasetinin dengeleri tamamen değişebilir.

Bugün görünen tabloya bakıldığında CHP tabanının ve milletvekillerinin önemli bir kısmı Özgür Özel'in yanında durmaktadır. Ancak siyasette hiçbir gelişme sonsuza kadar aynı şekilde devam etmez. Türkiye siyasi tarihi ani yön değişiklikleriyle doludur.

Benim üzerinde durduğum ihtimal şudur:

Eğer CHP bölünür ve Kılıçdaroğlu'nun liderliğinde yeni bir siyasi hat oluşursa, bu yapı gelecekte AKP ile aynı siyasi zeminde buluşabilir mi?

Birçok kişi bugün buna "imkansız" diyebilir.

Fakat geçmişe baktığımızda dün birbirine ağır eleştiriler yönelten partilerin ertesi gün aynı ittifak masasında oturduğunu gördük. DSP'nin, BBP'nin, MHP'nin ve birçok küçük siyasi partinin farklı dönemlerde AKP ile aynı blok içinde yer alması bir zamanlar birçok kişi tarafından imkansız görülüyordu.

Bu nedenle benim açımdan Kılıçdaroğlu'nun yönettiği bir yapının ileride "İç Cephe", "devletin bekası", "milli birlik" veya "ülkenin çıkarları" gibi gerekçelerle AKP ile ortak hareket etmeyeceğini kesin olarak söylemek mümkün değildir.

Hatta açık söylemek gerekirse, kafamdaki en büyük soru işaretlerinden biri de budur.

Çünkü bugün "İç Cephe" söylemi etrafında şekillenen yeni siyasi dil, klasik iktidar-muhalefet ayrımını ortadan kaldırabilecek bir zemin hazırlıyor olabilir.

Bunun bir diğer ayağı ise Kürt meselesidir.

Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler, Suriye'deki yeni dengeler ve bölgesel güç mücadeleleri Türkiye'nin Kürt politikasını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte DEM Parti'nin ve Abdullah Öcalan'ın yapacağı açıklamalar da siyasi dengeleri değiştirebilir.

Benim dikkat çektiğim nokta şu:

Eğer yeni bir anayasa süreci başlatılıyor, yeni bir siyasal yapılanma hazırlanıyor ve Ortadoğu'daki gelişmelere uygun yeni bir devlet stratejisi oluşturuluyorsa, bu süreçte DEM Parti'nin tamamen dışarıda bırakılacağını düşünmek gerçekçi olmayabilir.

Tam tersine, Kürt meselesinin yeni bir çerçevede ele alınması ve bunun üzerinden yeni siyasi ortaklıkların kurulması ihtimali de bulunmaktadır.

İşte bu nedenle ben "İç Cephe" söylemini yalnızca bir milli birlik çağrısı olarak değil, AKP-MHP iktidarının ömrünü uzatabilecek yeni bir siyasi mimarinin temel taşı olarak görüyorum.

AKP-MHP-CHP-DEM'den oluşan böyle bir siyasi tablo ortaya çıkar mı, bunu bugün kimse kesin olarak bilemez. Ben de bunun gerçekleşeceğini iddia etmiyorum. Ancak Türkiye artık siyasette "bu kadar da olmaz" denilen gelişmelerin peş peşe yaşandığı bir ülke haline geldi. Bu nedenle hiçbir ihtimali peşinen reddetmiyorum.

Belki yanılıyorum.

Belki bu senaryoların hiçbiri gerçekleşmeyecek.

Ancak son yıllarda yaşananlara baktığımda artık Türkiye siyasetinde hiçbir ihtimali peşinen reddedemiyorum.

Çünkü dün imkansız görünen birçok gelişme bugün sıradan bir siyasi gerçeklik haline geldi.

Bu yüzden asıl soru artık kimin iktidar olacağı değil, Türkiye'nin nasıl bir rejimle ve nasıl bir siyasal yapıyla geleceğe taşınacağıdır.

Ve bana göre bugün "İç Cephe" tartışmalarının arkasında gizlenen esas mesele de tam olarak budur.

Mehmet Ali Demir

Bu yazı 1508 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum