-
Mehmet Ali DEMİR
Tarih: 29-05-2026 14:05:00
Güncelleme: 29-05-2026 14:05:00
Aradan 46 yıl geçti.
Ancak Çorum'un sokaklarında yankılanan çığlıklar hala dinmedi. Çünkü Temmuz 1980'de yaşananlar sadece bir mezhep çatışması değildi. Çorum'da akan kan, Türkiye'nin üzerine çöken 12 Eylül karanlığının habercisiydi. Katledilen yalnızca Aleviler değildi; hedef alınan aynı zamanda yükselen devrimci mücadele, emekçilerin örgütlü direnişi ve halkın eşitlik özlemiydi.
1970'lerin sonuna gelindiğinde Türkiye'nin dört bir yanında büyük bir toplumsal uyanış yaşanıyordu. Fabrikalarda işçiler grevlerle haklarını arıyor, üniversitelerde gençlik özgürlük ve demokrasi talebiyle ayağa kalkıyor, köylerde ve kentlerde emekçiler sömürü düzenine karşı seslerini yükseltiyordu.
Çorum da bu mücadelenin önemli merkezlerinden biriydi.
Kentte devrimci örgütler, sendikalar ve demokratik kitle örgütleri güçlü bir toplumsal zemin yaratmıştı. İşçiler, öğrenciler ve yoksul mahallelerde yaşayan emekçiler yalnızca daha iyi yaşam koşulları değil, daha adil bir ülke talep ediyorlardı. Bu nedenle Çorum, egemen güçlerin gözünde sıradan bir Anadolu kenti değil, bastırılması gereken bir direniş odağıydı.
İşte tam da bu nedenle Aleviler hedef olarak seçildi.
Egemen sınıfların tarih boyunca en sık başvurduğu yöntemlerden biri, emekçilerin ortak mücadelesini bölmek olmuştur. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, sağcı-solcu ayrımları üzerinden yaratılan düşmanlıklar, sömürü düzeninin devamını sağlayan en etkili silahlardan biridir.
Çorum'da yaşananlar da bundan bağımsız değildi.
Önce söylentiler yayıldı.
Aleviler hedef gösterildi.
Solcular hedef gösterildi.
Mahalleler ayrıştırıldı.
Camilerden, kahvehanelerden ve çeşitli örgütlenme ağlarından nefret dili yayıldı.
Ardından saldırılar başladı.
Evler yakıldı.
İnsanlar linç edildi.
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar ölüm korkusuyla günlerce yaşamak zorunda bırakıldı.
Resmi rakamlara göre onlarca insan yaşamını yitirdi. Ancak gerçekte katledilen yalnızca insanlar değildi.
Katledilmek istenen halkların kardeşliği fikriydi.
Katledilmek istenen eşit yurttaşlık talebiydi.
Katledilmek istenen devrimci hareketin büyüyen etkisiydi.
Bugün Çorum'u anlamak isteyenlerin şu soruyu sorması gerekir:
Neden Maraş'tan sonra Çorum yaşandı?
Neden Çorum'dan hemen sonra 12 Eylül darbesi geldi?
Çünkü darbe bir sabah tankların sokağa çıkmasıyla başlamadı.
Darbe yıllar öncesinden hazırlanıyordu.
Toplum sistemli biçimde kutuplaştırılıyor, şiddet tırmandırılıyor, insanlar birbirine düşman hale getiriliyordu. Böylece ülkenin "yönetilemediği" algısı yaratılıyor ve askeri müdahalenin toplumsal zemini hazırlanıyordu.
Çorum bu planın en kanlı halkalarından biri oldu.
Katliam sürerken devletin güvenlik güçlerinin yetersiz kalması, saldırıların günlerce devam etmesi ve olayların arkasındaki ilişkilerin tam anlamıyla ortaya çıkarılmaması bugün hala yanıt bekleyen sorular arasında duruyor.
Çünkü yaşananlar basit bir asayiş sorunu değildi.
O yıllarda Türkiye'nin birçok bölgesinde kontrgerilla faaliyetleri, derin devlet yapılanmaları ve Soğuk Savaş politikalarının etkileri üzerine yoğun tartışmalar yürütülüyordu. Emperyalizmin ve yerli egemen güçlerin ortak çıkarları doğrultusunda yükselen halk hareketlerinin bastırılması temel hedeflerden biri haline gelmişti.
12 Eylül darbesi gerçekleştiğinde ilk hedeflerden biri devrimciler oldu.
Sendikalar kapatıldı.
Grevler yasaklandı.
Binlerce insan işkenceden geçirildi.
Yüz binlerce kişi gözaltına alındı.
Devrimci örgütler dağıtıldı.
Emekçilerin onlarca yıllık kazanımları budandı.
Bu nedenle Çorum'u yalnızca Alevilere yönelik bir katliam olarak görmek eksik kalır.
Çorum aynı zamanda Türkiye işçi sınıfına, devrimci gençliğine ve demokrasi mücadelesine karşı yürütülen büyük saldırının bir parçasıdır.
Bugün aradan geçen onca yıla rağmen Çorum'un hesabı sorulmamıştır.
Fakat halkların hafızası resmi tarih kadar kısa değildir.
Çorum'un sokaklarında yitirdiklerimiz, Maraş'ta, Sivas'ta, Gazi'de ve bu ülkenin dört bir yanında yaşamını yitirenler aynı ortak hikayenin parçalarıdır.
Onlar, eşit ve özgür bir ülke düşü kuran insanların tarihidir.
Bu nedenle Çorum'u anmak yalnızca geçmişe ağıt yakmak değildir.
Çorum'u anmak; mezhepçiliğe karşı halkların kardeşliğini savunmaktır.
Çorum'u anmak; sömürüye karşı emek mücadelesini büyütmektir.
Çorum'u anmak; darbelerle, kontrgerillayla ve karanlık devlet gelenekleriyle hesaplaşma iradesini canlı tutmaktır.
46 yıl sonra bir kez daha söylüyoruz:
Çorum'u unutmadık.
Çünkü unutulan her katliam, yeni katliamların önünü açar.
Unutmadık.
Çünkü hafıza direniştir.
Unutmadık.
Çünkü tarih, zalimlerin yazdığı resmî raporlarda değil; direnenlerin, hatırlayanların ve hesap soranların mücadelesinde yaşamaya devam eder.
Mehmet Ali Demir
- Gerçeğin Peşinden Gitmek mi, Kalabalığın Peşine Takılmak mı?
- 33 Yıldır Aynı Yerdeyiz: Yolun Adına Konuşanlar, Yolun Kendisine Ne Yaptı?
- Asimilasyonun Sessiz Zaferi
- İnsan Bir Süre Sonra Düşmanından Saklanmak İçin Taktığı Maskeyi Kendi Yüzü Sanmaya Başlar
- İç Cephe'nin Ardındaki Plan
- Demokrasiyi Tasfiye Eden İttifak: Barrack'ın Monarşi Hayali, Erdoğan'ın Rejimi ve Kılıçdaroğlu Çevresinin Tarihi Sorumluluğu
- Alevi Hareketi Ruhunu Nasıl Kaybetti?
- Saray Kazanır, Halk Kaybeder
- Ocu da Değilim, Bucu da; Düzenin Karşısında İnsanım
- Alevilik kitaplardan önce insanın yüzüne yazılmış bir yoldur
- Graz Seçimi 2026: KPÖ Neden Yeniden Güçlü Şekilde Desteklenmeli?
- “Kakava Ateşi: Küllerinden Yeniden Doğan Halkların Gecesi”