içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Zeliha Altuntaş yazdı: Bacıyan-ı Rum – Anadolu’da Kadın Emeğinin ve Direnişin Unutulan Hafızası

Zeliha Altuntaş yazdı: Bacıyan-ı Rum – Anadolu’da Kadın Emeğinin ve Direnişin Unutulan Hafızası
Haberi Sesli Dinle

WELG | Özel – Kadın emeği tarih boyunca büyük ölçüde görünmez kılındı; erkek egemen tarih yazımı içinde kadınlar ya “evin içinde” ya da “kimliksiz” bir yerde tutuldu. Oysa hafıza ve bellek, kadınların hem tarihsel hem toplumsal varoluşunu yeniden kurabilmesinin temel dayanaklarından biri. Zeliha Altuntaş’ın kaleme aldığı “Bacıyan-ı Rum örgütlenmesi” yazısı, tam da bu noktada Anadolu’da kadınların üretim, örgütlenme ve direniş tarihini görünür kılarak güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor.

“Tarih erkeklerin tarihi değildir”: Hafızanın politik gücü

Clarissa Pinkola Estés’in “vahşi kadın” tarifinde olduğu gibi, kadın varoluşu zamandan ve iktidardan bağımsız bir özü taşır; biçimler değişse de öz değişmez. Ancak tarih kitapları çoğu zaman bu özü kayda geçirmez. Kadınlar, kolektif hafızanın ışığıyla kendi tarihlerini yeniden kurmak zorunda kalır. Çünkü mücadele yalnızca bugün verilen bir kavga değil; birbirini çoğaltan, besleyen, kuşaklara aktarılan bir tarih zinciridir.

Anadolu’da üretim temelli kadın örgütlenmesi

Bacıyân-ı Rûm (Anadolu Bacıları), 13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu’da kadınların üretim odaklı, eşitlikçi ve örgütlü bir yaşam biçimi kurduklarını gösteren tarihsel bir örnek olarak öne çıkıyor. Bu örgütlenme, kadınların yalnızca “yardım eden” değil; üretimi kuran, kamusal alanda söz söyleyen ve yaşamı örgütleyen özne olduğunu kanıtlayan erken bir kadın hareketi niteliği taşıyor.

Altuntaş’ın vurguladığı gibi, Rosa Luxemburg’un üretim araçlarına erişimin sadece sınıfsal değil cinsiyet temelli eşitsizlikleri de kıracağı yönündeki yaklaşımı, Bacıyân-ı Rûm’un tarihsel pratiğinde somut karşılığını buluyor. Kadınların üretimde yer alması, kamusal alana katılımın da kapısını açıyor.

Bacıların emeği: Zanaattan dayanışmaya

Bacıyân-ı Rûm’un dokuma, deri işleme, gıda üretimi gibi zanaat alanlarında örgütlü biçimde faaliyet gösterdiği biliniyor. Kadın emeğinin üretim süreçlerinde aktifleşmesi, hem toplumsal görünürlüğü artırıyor hem de cinsiyetçi hiyerarşiyi dengeleyen bir toplumsal alan yaratıyordu.

Bu yönüyle Bacıyân-ı Rûm, kadınların yalnızca “ev içi” ile sınırlandırılamayacağını; pazar, mahalle, üretim alanı gibi yaşamın merkezinde kendi özerk mekânlarını kurabildiklerini gösteriyor. David Harvey’in “mekânsal adalet” kavramıyla okunduğunda, Bacılar yalnızca üretim yapmıyor; aynı zamanda mekânın erkek egemen paylaşımına da itiraz etmiş oluyordu.

Ortaçağ’da direnişin kadın yüzü

Altuntaş’ın yazısında en güçlü hatırlatmalardan biri şu: Bacıyân-ı Rûm, yalnızca üretim örgütlenmesi değil, aynı zamanda bir direniş hareketiydi. Selçuklu iktidarı, iç çatışmalar, mezhepsel ayrışmalar, Moğol saldırıları ve Haçlı seferleriyle sarsılan Anadolu’da Bacıyan-ı Rum kadınları hem baskıcı uygulamalara karşı direniyor hem de kentlerini savunmada aktif rol üstleniyordu.

Dokumacılıkla başlayan bir yaşam hattının silah kullanmaya, ok atmaya, ata binmeye, okuma-yazmaya uzanması; üstelik bütün bunların bir kadın öncülüğünde kurulması, bugünden bakıldığında bile “ileriye atılmış tarihsel bir adım” olarak görülüyor.

Avrupa’da cadı avı sürerken Anadolu’da kadın örgütlenmesi

Altuntaş, önemli bir tarihsel karşılaştırma da yapıyor: Batı Avrupa’da aynı yüzyıllarda kadınlar, “bilgi taşıyıcı” ve “üretici” oldukları gerekçesiyle cadı ilan edilip yakılırken; Anadolu’da Bacıyân-ı Rûm kadınları üretimde ve kamusal alanda örgütlü bir varlık kuruyordu.

Avrupa’da kadın emeğinin görünürleşmesi çok daha geç bir döneme, çoğu zaman ucuz emek sömürüsüyle birlikte 18. yüzyıl sonlarına denk düşerken; Anadolu Bacıları kadın tarihinin karanlığı içinde adeta “çölde bir vaha” olarak belleklerde yer alıyor.

Bellek, tarih ve bugün

Bacıyân-ı Rûm’un tarihsel varlığı, kadınların üretim–direniş–dayanışma kapasitesinin Anadolu kültüründeki özgün örneklerinden biri olarak okunuyor. Moğol istilasına karşı savunmadan ekonomik üretime, sosyal yardımlaşmadan eğitime kadar geniş bir alanda aktif olan bu örgütlenme; feminist tarih yazımı açısından da bugünün kadın mücadelesi açısından da güçlü bir hafıza ve ilham kaynağı olmayı sürdürüyor.

Çünkü kadınların tarihini yazmak, yalnızca geçmişe bakmak değil; bugünün karanlığına karşı hafızayı bir direniş aracına dönüştürmektir.

@welgmedya.com

Tarih: 12-01-2026

FACEBOOK YORUM
Yorum