içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Yılgınlık Yok! Sen direnirsen Geldikleri gibi giderler!

Anayasa değişikliği demokrasi ve hukuku sıfırlıyor! Siz eğer bu karanlık dönemde bir umut arıyorsanız, onu kendinizden başka bir yerde bulamayacağınızı bilin… Bu baskı rejimini durduracak duvar ancak sizden başkası değildir. Yılgınlık felaketimiz olur.

Yılgınlık Yok! Sen direnirsen Geldikleri gibi giderler!

 

Anayasa değişikliği demokrasi ve hukuku sıfırlıyor! Siz eğer bu karanlık dönemde bir umut arıyorsanız, onu kendinizden başka bir yerde bulamayacağınızı bilin… Bu baskı rejimini durduracak duvar ancak sizden başkası değildir. Yılgınlık felaketimiz olur.

 

Tarihten günümüze kadar birçok ülke çeşitli yönetim şekilleriyle yönetilmiştir. Bu yönetim şekilleri ülkenin ve yönetilen halkın kaderinin belirlenmesinde önemli bir paya sahip olmuştur.

 

 Günümüzde krallık rejimiyle yönetilen, şeriat rejimiyle yönetilen, Cumhuriyet rejimiyle yönetilen ve diktatörlük rejimiyle yönetilen ülkeler bulunmaktadır

 

Ama bilinmesi lazım ki diktatör sistem köhnedi ve dibine kadar çürüdü. Kapitalist bataklık ve kriz, sonuçlarını, en çarpıcı biçimde toplumsal alandaki çürümeyle, milyonlarca insanı ölüme sürükleyen emperyalist savaşlarla, faşizmle, otoriterleşmeyle, insanın ve doğanın tahammül edilemez boyutlardaki tahribiyle ortaya koyuyor. Bunu son dönem balkan ve Ortadoğu savaşlarında gördük.

 

Bir dünya sistemi olan kapitalizm birçok kez krizler üretip bu krizleri büyük bedeller pahasına atlattı. Varlığını krizlerle sürdüren kapitalizmin ne kadar akıldışı ve çarkı bozuk bir düzen olduğu ortadadır.

 

Bu yönetim biçimleri tarihten bugünlere kadar uygulanmış ve genellikle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Çok değil birkaç yıl öncesine kadar bu rejim ile yönetilen ülkeler yok olmaya mahkûm olabilmiştir. Asla tasvip etmediği bu yönetim biçimi aslında bir tür Firavunluk biçimidir. Tarihe baktığımızda Firavunlar da diktatörlük yapmış ve hatta daha ileri giderek kendilerini ilah olarak görmeye başlamıştır.

 

Altını çizmekte fayda var. Kapitalistler geçmişte de sisteme yönelik tehditleri, krizleri atlatmak veya ötelemek için Mussolini, Hitler, Franco gibi faşist diktatörleri işbaşına çağırmakta sakınca görmemiştiler. Kapitalizm bugün tarihsel nitelikte bir krizin içerisindedir ve burjuvazi bir kez daha olağanüstü rejimlere ve bu rejimleri hevesle uygulamaktan geri durmayan liderleri sahnenin önüne çıkartıyor. Bunlardan biride Recep Tayyip Erdoğan’dır.

 

 

Biz bu tarihsel deneyim ışığında bu tür adamları iyi tanıyoruz. Kendilerini en büyük olarak, dönemin fatihleri, führerleri, reisleri, tiranları, duçeleri olarak görmekten geri durmayan bu kibirli liderler en temelde sermaye düzeninin çıkarları doğrultusunda çalışırlar.

 

Bir yandan kendi ulus-devletleri içerisindeki işçi sınıfının kazanılmış haklarına saldırarak, krizin faturasını emekçilere ödeten politikaları ortaya koyar, diğer yandan dünyanın farklı bölgelerinde giriştikleri kanlı emperyalist paylaşım savaşlarında emekçilere, yoksul halklara saldırırlar.

 

Geleceğe dair umudunu yitirmiş, Türkiye halkının iyiye doğru gitme ihtimali olmadığını düşünen umutsuz kitleler derin bir memnuniyetsizlik, hoşnutsuzluk, iç sıkıntıya sürüklenirler. Bu koşullar altında işçi ve emekçiler otoriter, faşist liderlerin yalanlarına kapılırlar. Ancak kendilerini kurtaracağını sandıkları bu tip liderler onlara, yoksulluk, savaş, zulüm ve acı dışında bir şey getirmezler.

 

 Geçici ara dönemlerdeki heyecanlar çok çabuk kaybolur. Geriye ödenmesi gereken büyük bedeller kalır. Çünkü bu tip liderler hem ülkede hem çevre ülkelerde insanları felâkete sürüklemekte tereddüt etmezler. Hamaset, entrika, palavra ve yalanlar bir süre iş görür, sonrası ise acı ve gözyaşıdır.

 

Günümüzde de bir tür Firavunluk yönetim biçimi olan diktatörlük rejimi oldukça zararlı bir sistem olmakla beraber başta yönetici ve halkını felakete sürüklemekten başka bir şeye yaramamaktadır. Bu yönetim biçimiyle yönetilen insanlar genellikle sindirilmiş ve hakkını arayamaz bir hale getirilmiştir.

 

Tarihten günümüze kadar bakıldığında diktatörlerin hepsi çeşitli katliamlara imza atmış insanlardan oluşmaktadır.

 

Günümüzde bu sistem sayesinde birçok Arap ülkesi yok edilmeye çalışılmakta ve bundan sonra da gözler Türkiye’ye çevrilmektedir. Orta doğuda işlerin istediği gibi gitmediğini gören büyük Ortadoğu proje (BOP) sahipleri farklı yollar denemekte ve karşı tarafı çeşitli yollarla içten vurabilmektedir. Diktatörlük sisteminde birlik ve beraberlik olgusu olmadığından dolayı yönetim bütün değerleriyle düşmanının emri altına girmekte ve iç ve dış politika konusunda halkının menfaatini değil sadece düşmanının menfaatlerini ön planda tutmaktadır.

 

Eşitlik ve özgürlük mücadelesini içinde burada bizlere düsen görev tam da toplumsal mücadelelerin arındırıcı ırmağı içinde yeniden ve yeniden kuracak bir özgüvenle hareket edilecek gündür. Bu bizim yeniden ayağa kalkmamız mücadeleyle aydınlığın kapısını aralayacak yegâne şeydir.

 

Ya bu ülke bizim deyip mücadeleyi daha büyüteceğiz gelecek güzel günlere yelken açacağız, ya teslim olup yok olacağız

 

Unutmayın Hiçbir diktatör halktan büyük değildir!

Mehmet Ali Demir

(Welg medya haber )

Okuyucu Tepkileri

Bu habere tepkinizi seçin

0 tepki

Bir emojiye dokunarak tepkinizi paylaşabilirsiniz.

Tarih: 13-07-2018

FACEBOOK YORUM
Yorum