Bu Ülkede Sistematik Şiddet Var: 19 Mart’tan 1 Mayıs’a Uzanan Devlet Zorunun Anatomisi
Fonograflar: BirGün
WELG | Türkiye'de 19 Mart 2025’te başlayan halk direnişi ve protesto dalgası, rejimin baskı aygıtlarını daha da görünür hâle getirdi. 1 Mayıs meydanlarında kitlesel şekilde yankılanan “tek adam rejimine son” talebi, sadece halkın değil, aynı zamanda hukukçuların, gazetecilerin, öğrencilerin ve kadınların ortak direnişiyle büyüdü. Ancak bu direnişe karşı, devletin elindeki şiddet aygıtları da sistematik biçimde işletildi.
Gözaltılar, darplar, çıplak aramalar, psikolojik işkence, cinsel taciz ve cezaevlerindeki onur kırıcı uygulamalar artık münferit değil; Birleşmiş Milletler ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı raporlarına göre sistematik hâle geldi. “İşkence yok” diyen iktidarın yalanı, çocukların, kadınların, gazetecilerin, avukatların bedenlerinde ve tanıklıklarında ifşa oldu.
400’den Fazla Gözaltı, Yüzlerce İşkence İddiası
1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak isteyen yüzlerce yurttaş, orantısız polis müdahalesine maruz kaldı. Sadece İstanbul’da 400’ü aşkın kişi gözaltına alındı. Darbedilen, ters kelepçelenen, gaz kapsülü ve plastik mermiyle hedef alınan gençler arasında çocuklar da vardı. Gözaltı merkezlerinden ve cezaevlerinden gelen bilgiler, işkencenin artık kural hâline geldiğini gösteriyor.
Cezaevleri: Görülmeyen, Duyulmayan, Ama Bilinen
Silivri’den Metris’e, Bakırköy’den Marmara’ya kadar Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerinden gelen mektuplar, çıplak arama, sürüklenme, ilaçlara ulaşamama, kantin haklarının engellenmesi ve psikolojik baskının cezaevi rutini hâline geldiğini gösteriyor. Özellikle kadın tutukluların maruz kaldığı cinsel şiddet ve tehditler, devlet eliyle uygulanan sistematik bir yıldırma politikasına işaret ediyor.
Kadınlara, Çocuklara, Translara Yönelik Saldırılar
İşkence sadece yetişkin erkeklere değil. Kadınlar, trans bireyler, çocuklar en kırılgan hallerinde hedef alınmış durumda. Gözaltında ped verilmemesi, çıplak arama, cinsel taciz, copla müdahale, kıyafetlerinin yırtılması, “kadın değil, erkek” denilerek bedenlerinin aşağılanması; bu devletin kadın bedenine yaklaşımının ifşasıdır.
Basın Özgürlüğü Saldırı Altında
14 gazeteci darbedildi, bazıları tekrar tekrar gözaltına alındı, bazıları sınır dışı edildi. Kadın gazetecilere yönelik hakaret, cinsiyetçi saldırı ve sosyal medya hedef göstermeleri yaygınlaştı. BBC muhabiri Mark Lowen’in sınır dışı edilmesi, uluslararası kamuoyunda da tepkiyle karşılandı.
Savunma Susmadı, Susmayacak
Avukatlar, hem müvekkillerine ulaşmakta zorlandı, hem de gözaltı merkezlerinin önünde polis müdahalesiyle karşılaştı. Baro başkanları dahi içeri alınmadı, avukatlar ters kelepçeyle tehdit edildi. “Savunma susmadı, susmayacak” sloganı, bir direnişe dönüştü.
Danıştay’dan Emniyet Genelgesi’ne Red: Kayıt Yasaklanamaz
Danıştay, Emniyet’in “görüntü ve ses kaydı alınamaz” genelgesini bir kez daha iptal etti. CHP’li Süleyman Bülbül “Bu karar, iktidarın hukuksuzluğunun tescilidir” diyerek sistematik işkencenin üstünün örtülmeye çalışıldığını vurguladı.
Veriler Yalan Söylemez: İşkence 7 Yılda 17 Kat Arttı
2018'de “tek adam rejimi”ne geçilmesinden bu yana AYM’ye yapılan bireysel başvurularda “kötü muamele yasağı ihlali” kararı 62'den 1.103'e çıktı. İşkence ve kötü muamele, artık münferit değil; bu sistemin bir parçası.
WELG | YORUM
Bugün Türkiye’de işkence sadece bir kolluk pratiği değil; bir yönetim biçimidir. Bu şiddet politikası, toplumu sindirme ve itirazı bastırma aracı olarak kullanılmaktadır. Kadınlar, çocuklar, öğrenciler, gazeteciler, avukatlar, herkes hedefte. Ancak unutmamak gerekir ki; şiddetin kol gezdiği her coğrafyada bir direniş de filizlenir. “Savunma susmadı, susmayacak” diyen avukatlar, “Yalnız değiliz” diye haykıran kadınlar, gerçekleri yazmaktan vazgeçmeyen gazeteciler bu karanlığın içindeki ışıktır.
@welgmedya.com
Bu habere tepkinizi seçin
Bir emojiye dokunarak tepkinizi paylaşabilirsiniz.
Tarih: 03-05-2025