Belediyeler Yolun Üzerine Hükmediyor: Alevilik Siyasetin Aparatına Dönüştürülüyor
WELG | ÖZEL – Türkiye’de son aylarda art arda düzenlenen “Pir Sultan Abdal Anması”, “Pir Sultan Ocağı Sempozyumu” ve “Yesevi Mirası Çalıştayı” gibi etkinlikler, Alevi toplumu içinde büyük bir tartışmayı gündeme taşıdı. Alevilik; belediyeler, valilikler, bakanlıklar ve devlet üniversiteleri eliyle yeniden tanımlanıyor, yolun kadim öğretisi siyasal iktidarın ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor. Ataşehir Belediyesi’nden Yozgat Valiliği’ne, Kültür Bakanlığı’ndan üniversitelere uzanan geniş bir devlet-belediye hattı, Pir Sultan Abdal, Balım Sultan, Emirci Sultan ve Yesevi gibi yol ulularını aynı ideolojik çerçeveye yerleştiren bir anlatı oluşturuyor.
“Belediye Aleviliği”: Yol, Siyasetin Vitrinine Taşınıyor
Ataşehir Belediyesi’nin Balım Sultan Bektaşilik Araştırmaları Derneği ile düzenlediği Pir Sultan Abdal Anması, Yozgat’taki “Yesevi Yolu ve Mirası” programı ve Kültür Bakanlığı imzalı “Pir Sultan Ocağı ve Pir Sultan Abdal Sempozyumu”, Alevi hafızasında ciddi soru işaretleri yarattı. Bu etkinliklerde resmi kurum kimliğinin belirleyici hale gelmesi, Aleviliğin muhalif ve direnişçi damarının törpülenmesi ve Alevi ulularının iktidarın kültürel meşruiyetini artıran figürlere indirgenmesi dikkat çekiyor. Alevi çevrelerinde yükselen tepki ise net: “Aleviliği belediyeler değil, yolun sahipleri konuşur.”
Afişlerde Ortak Bir Dil: Kültürelleştirilmiş, Siyaseten Ehlileştirilmiş Alevilik
Üç etkinliğin afişlerinde de Aleviliğin özünü değil “kültürel sunumu” öne çıkaran bir yaklaşım hakim. Pir Sultan Abdal, Yesevi ve diğer yol büyükleri tarihsel bağlamlarından koparılarak estetik birer kültür figürüne dönüştürülüyor. Böylece, Kızılbaş Aleviliğinin yüzyıllardır temsil ettiği baskıya direniş, zulme karşı adalet, iktidara karşı duruş ve bağımsız yol öğretisi görünmez kılınıyor.
Yolun Özü Daraltılıyor: “Aleviliğin İçi Boşaltılıyor”
Alevi toplumunda giderek yükselen eleştirilerde, iktidarın Aleviliği ehlileştirmeye çalıştığı, ocakların söz hakkının belediyelere ve devletin kültür birimlerine devredildiği, direnişçi kimliğin tören estetiğine indirgendiği dile getiriliyor. Birçok ocak, devletin kurduğu “Alevi kurumları” ve resmi anma programlarının yeni bir asimilasyon biçimi olduğuna dikkat çekiyor.
Siyaset Afişlerin Arka Planında: Devlet Diliyle “Alevi Tarihi” Yazılıyor
Etkinliklerde kullanılan dil, ortaya konan yeni yönelimi açıkça gösteriyor: Yesevi geleneği “Türk dünyası – milli birlik” vurgusuyla sunuluyor; Pir Sultan devlet töreni estetiğiyle yeniden yorumlanıyor; Sivas katliamına rağmen devlet kurumları merkezi konuma yerleştiriliyor. Belediyeler, dernekler ve devlet üniversiteleri aynı ideolojik hatta buluşuyor. Bu, birçok Alevi tarafından “yönlendirilmiş bir tarih yazımı” olarak değerlendiriliyor.
Alevi Yolunun Sahibi Kimdir? Tartışma Derinleşiyor
Alevi kamuoyunda şu temel sorular yeniden gündeme geliyor: Alevilik kültür müdür, inanç mıdır? Yolun öğretisini kim anlatacak—belediyeler mi, devlet üniversiteleri mi, yoksa ocaklar mı? Devletin Alevi figürleri üzerinden kurduğu yeni dil, geçmişteki asimilasyon politikalarının modern bir versiyonu mu? Alevi ulularının adları neden siyasal ajandanın vitrininde yer alıyor? Alevi toplumu içinde yükselen ortak talep oldukça net: “Yolun sahibi yolun öznesidir; Aleviliğin temsilcisi devlet değildir.”
Yol Daralıyor, Tepki Büyüyor
Alevi topluluğu, bu etkinlikleri basit kültürel programlar olarak değil, siyasal bir yeniden inşa girişimi olarak değerlendiriyor. Afişlerdeki kurumsal yapılar, devletin Alevilik üzerindeki nüfuzunu artırma çabasının güçlü işaretleri olarak görülüyor. Tartışma yalnızca bir “sempozyum” veya “anma programı” değil; Aleviliğin geleceğine, yolun bağımsızlığına ve Kızılbaş öğretisinin korunmasına dair varoluşsal bir mücadele niteliği taşıyor.
@welgmedya.com
Tarih: 21-11-2025