içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

'Başkan Erdoğan’ın korku Cumhuriyeti'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yemin ederek göreve başladıktan sonra Türkiye’de yeni bir dönem başladı. Bazıları bu yeni dönemi “ikinci Cumhuriyet” diye adlandırdı, başkaları da “kurumsallaşmış otokrasi” olarak tanımladı.

'Başkan Erdoğan’ın korku Cumhuriyeti'

 

Newstatesman'de Diego Cupolo tarafından yayınlanan makale, herkesin Erdoğan’ın daha önce eşi benzeri görülmemiş yetkilerle ve yok denecek kadar az anayasal kısıtlamalara tabi olarak, tek başına yönetime geldiği konusunda hemfikir olduğunu savundu.

 

Yazının satırbaşları şöyle:

 

64 yaşındaki muhafazakar milliyetçi Erdoğan, kendi tasarladığı icracı başkanlık makamına, 9 Temmuz günü oturarak, meclisin kilit önemdeki işlevlerinden arındırıldığı ve bir çok devlet kurumunun lağvedildiği yeni bir sistemi başlattı.

 

Erdoğan’ın reformları 2017 yılında yapılan ve oy verme sürecindeki usulsüzlüklerle dikkat çeken bir referandumda, %49’a %51 gibi çok küçük bir farkla onaylanmıştı.

 

Katılan adayların eşit koşullarda yarışamadığı bir çok gözlemci tarafından belirtilen 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, seçmenlerin %52.6’sı oylarıyla AKP liderini destekleyerek, Erdoğan’ın iktidarı ele geçirmesine onay verdiklerini gösterdiler.

 

En güçlü muhalif aday olan, Atatürk’ün partisi, sosyal demokrat CHP üyesi Muharrem İnce büyük kalabalıkların katıldığı mitinglerle, enerjik bir kampanya yürüttü. Ancak kampanya süresince kazandığı prestiji, seçim gecesi kaybetti. Bir mağlubiyet konuşması yapmak istemediği anlaşılan İnce, televizyon ekranlarından uzak durmayı tercih etti ve yenilgiyi kabul ettiğini bir gazeteciye attığı whatsapp mesajıyla duyurdu.

 

İnce’nin tek değişim umudu olduğunu düşünenler, onun bu tavrını bir ihanet olarak algıladılar. Seçimlerin ardından muhalefet partileri iç kavgalarına geri dönerek, Türkiyeli seçmenleri ufukta kendilerini bekleyen belirsizliklere başbaşa bıraktılar.

 

Çoğu insan için sonuç belliydi. Erdoğan’ın bir sonraki dönemi de bir önceki dönemine benzeyecek, ama onun biraz daha kötüsü olacaktı.

 

Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra gelen kitlesel işten çıkarmalar, tutuklamalar ve baskı, artık ila nihaiye sürecekti.

Türkiye’nin resesyondaki ekonomisi bocalamaya devam edecek, bu sene Dolar karşısında %20 değer kaybetmiş Türk lirası daha da fazla değer kaybetmeye devam edecekti.

 

Toplumsal muhalefet artık daha da sert bir şekilde bastırılacaktı. Sol eğilimli HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, 140’tan fazla gazeteciyle birlikte hapiste tutulmaya devam edecekti. Kitle iletişim araçlarının %90’nın hükümet yandaşı olduğu bir ülkede, muhalif medya mecralarının üzerindeki yayında kalma baskısı daha da artacaktı.

 

Bu muhalif mecralardan biri, Türkiye’nin en eski ve kaliteli gazetesi Cumhuriyet. Bu gazetede çalışan bir araştırmacı gazeteci, Çiğdem Toker, kamu ihalelerinin ne şekilde dağıtıldığına ilişkin yaptığı haberler nedeniyle 3 Milyon lira para cezasına çarptırılmış durumda. Toker “Özellikle son bir kaç yıldan beri, sayıları zaten azalmış gazetecilerin hükümete eylemleriyle ilgili eleştirel sorular yöneltmeleri hiç de kolay olmuyor” diyor.

 

Toker haber yapmaya devam edeceğini söylüyor, ama o da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Erdoğan’ın başkanlığını dengeleyecek bir faktör olarak kitleleri seferber edemediğini düşünüyor. “Sorun yapısal ve kronik” diyor.

 

Gözlemciler Erdoğan’ın hakimiyeti üzerinde kontrol gücüne sahip, geriye kalmış tek gerçek faktörün, Türkiye ekonomisi olduğunu düşünüyorlar. Bunu doğru bir gözlem olduğu bu ay Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ı maliye bakanı olarak atamasından sonra, Türk lirasında yaşanan rekor düşüşten anlaşıldı. 2019 yılında yapılacak yerel seçimlerden önce ekonomide reform yapılmasına ihtimal veren çok az sayıda gözlemci var.

 

Ortadoğu Demokrasi Projesi üst düzey araştırmacılarından Howard Eissenstat, “Erdoğan’ın bir köşeye sıkıştırılmadan ılımlı politikalar izlemeye başlayacağını düşünmek ham bir hayaldir” şeklinde konuşuyor.

 

Eissenstat “Seçimlerin hemen ardından ne gördük?” diye devam ediyor: “Gördüğümüz şey Erdoğan’ın kontrolunu daha da tahkim etmesi, tasviyelerin hızlanmasıydı… Erdoğan bu. O böyle biri. Artık daha fazla yetkisi olduğu için daha az Erdoğan olacak değil!”

Ve Erdoğan’ın eşi benzeri görülmemiş yetkiler var. Bakanları, Anayasa Mahkemesi yargıçlarını ve savcıları tek başına seçip, atayabiliyor. Devlet görevine girmek isteyenler doğrudan Cumhurbaşkanlığına başvurmak zorundalar. Ülkenin devlet memurlarının, emniyet görevlilerinin, öğretmenlerinin iş güvenceleri, artan ölçülerde siyasi sadakatleriyle bağlantılı.

 

Artık gazeteciler de basın kartı almak için Cumhurbaşkalığına başvurmak zorundalar. Hükümetin sık sık başvurduğu taktiklerden biri, muhalif gazetecilere basın kartı vermemek ve daha sonra, akreditasyonu olmayan ama çalışmaya devam eden gazetecileri, “terör propagandası” yaptıkları gerekçesiyle hapse atmaktı.

 

Bu gazetecilerden biri, internet gazetesi Diken’e Washington’dan yazan ve basın kartının geçtiğimiz yıl “ulusal güvenliğe tehdit teşkil ettiği”  gerekçesiyle iptal edilmesinden beri Türkiye’ye gitmeyen Amberin Zaman.

 

Zaman eleştirel tartışma alanının daraldığını ve bunun da muhalefet liderlerinin seçmenlere ulaşmasını daha da zorlaştırdığını söylüyor. “Bu koşullarda insanlar kendilerini bu koşullara uydurmaktan başka ne yapabilirler ki?” diyen Zaman ekliyor: “Demokratik yollardan bir değişim umudu her geçen gün biraz daha azalıyor ve bu da elbette, çok endişe verici bir durum.”

 

Okuyucu Tepkileri

Bu habere tepkinizi seçin

0 tepki

Bir emojiye dokunarak tepkinizi paylaşabilirsiniz.

Tarih: 24-07-2018

FACEBOOK YORUM
Yorum