Av. Barkın Timtik Silivri Cezaevi’nden Yazdı
WELG | İnsan varlığı, hem maddi hem de manevi değerlerin bütünüdür.
Fiziksel sağlık ve temel ihtiyaçların karşılanması ne kadar yaşamsal ise, zihinsel ve duygusal doyum da o kadar yaşamsaldır.
Geçenlerde bir televizyon programında “Z kuşağı, Alfa kuşağı şu özelliklere sahiptir” denildiğinde şunu düşündüm:
Acaba gerçekten var olan bir durumu mu tarif ediyorlar, yoksa uydurulmuş bir kalıba uyacak nesiller mi imal ediliyor?
Her iki ihtimal de bana kötü geldi. Çünkü değerlerin bütünselliğini, bunların üretilebilir, büyütülebilir, yozlaştırılabilir veya alçaltılabilir olduğunu göz ardı eden bir bakış açısıyla konuşuluyordu.
İnsan, maddi yaşam koşullarının ve eğitimin ürünüdür.
Erol Toy, Yitik Ülkü’de şöyle der:
“Düzen kâr üzerine kuruluysa, mizan ar üzerine kurulu olsun, olur mu?”
Mizan tartı demek. Her şeyin kâr odaklı görüldüğü bir toplumda, değer ölçüsü “ar”, “namus”, “utanma” olarak kalabilir mi?
Kalmıyor işte.
X, Y, Z, Alfa kuşağı safsataları da buradan türüyor. Kâr ve sömürü üzerine kurulu sistem, nasıl bir insan malzemesine ihtiyaç duyuyorsa onu üretmeye çalışıyor. Bu da dönüştürmemiz gereken bir gerçeklik yaratıyor.
Hangi kuşaktan olursak olalım, kapitalist-emperyalist sömürü düzeninin ürettiği nesneler olarak geliyoruz devrimci saflara. Burada insan öznesi olmaya başlıyoruz.
Emek: En Yüce Değer
Bu dönüşüm süreci emekle başlıyor.
“Emek en yüce değer” deriz; çünkü emekle insanlaşıyoruz.
Emekle değiştiriyor, dönüştürüyor; değişiyor, dönüşüyoruz.
Emeğin sevgiyi yaratmaması mümkün mü?
Ya da sevmediğin şeye emek verebilir misin?
Her şeyin öğrenilebileceğini öğreniyorsun.
Sevmenin bile öğrenilebilir olduğunu fark ediyorsun.
Bencilliğin ve benmerkezci düşünmenin utanç verici olduğunu anlıyorsun. Bundan utanıyorsun ama yüzüne vurulması da gururuna dokunuyor. Ne yapacaksın?
Kendi benliğine karşı savaşmak zorunda kalıyorsun. Bu zor, ama vazgeçmiyorsun.
Eleştiri geldiğinde gurur yapmayı bırakıyorsun, çünkü artık yeni bir düşünme biçimi seçtin.
Hangisi daha utanç verici: Bencilliğin kuştüyü yatağında uyumaya devam etmek mi, yoksa oradan kalkarken tökezlemek mi?
Güven, Yoldaşlık ve Meşale
Anlıyorsun ki, bu bencillik sana ait değil; sömürü sistemi seni böyle biçimlendirmiş. Sen bu yolu seçmedin. Seçtiğin yol ise sana bunların kötülüğünü anlatıyor.
Güveni ve ortakça, hakça yaşamı öğretiyor.
Yoldaşlık bağı bir ağacın dalları gibi sarıp sarmalıyor seni.
Güvendiğin şey; tanıdığın, emin olduğun düşünce ve değerler sistemi…
Yüzlerce yıllık kökleriyle sana bir ana kucağı gibi açılmış. Başını, gövdeni koy; öğrenmeye, kaynağından içmeye doymadan devam et.
Bu yoldan geçenlerin hepsine verilen, hiç sönmeyen iki meşale var:
İdeolojik değerler ve kültürel değerler.
Meşaleni yüksekte tut, ışığını besle. Yoksa karanlıkta kalabilirsin. Ama korkma; mutlaka seni aydınlığına alacak biri bulunur. Yeter ki sen aydınlığı sevmeye ve savaşmaya devam et.
Eleştiri ve özeleştiri…
Sevmek ve savaşmaktır bu.
Diyalektik materyalizmin yoldaşlık ilişkilerindeki ifadesidir.
Kardeşlik Ormanının Parçası Olmak
Belki bir yapraksın, belki bir tomurcuk…
Belki bir dal, bir gövde, belki de toprağa derin kök salmışsın.
Ne olursan ol, kardeşlik ormanının yeri doldurulamaz bir parçasısın.
Aitliğini unutma, güçlendir kendini. Çünkü tohumken kök olmaya yazgılısın.
Gelişimin yasası bu.
Boyun eğeceğimiz tek gerçeklik de bu bizim:
Daima ileri.
@welgmedya.com
Bu habere tepkinizi seçin
Bir emojiye dokunarak tepkinizi paylaşabilirsiniz.
Tarih: 15-08-2025